13/8/2008 - Sabretmenin SON tesbih taşında yüreğim...

-Sabretmenin SON Tesbih Taşında Yüreğim-
Sabretmenin son tesbih taşında yüreğim.. Doksan dokuzuncu taşı elimde sabrın...
Korkuyorum o bittiğinde bende bitmiş olucak tahammül.. Yinede son taşıdır sabrın dayandırır beni bir vakit daha bilinmeye.. SONRASI... bilmiyorum sonrasında içimdeki boşluğun yerini neyi eklerim elimdeki tesbihin yerine neyi koyarım BİLMİYORUM.... SABREDİYORUM İŞTE. Hemde herşeye... Son taşı sıkıca tutuyorum parmaklarımın arasında.Kayıp gidecek herşeye hazırlıklı olsun istiyorum yüreğim. Olmuyor bir insan kendini ne kadar hazırlayabilir bir bilinmeyene...
Düşünmek istemiyorum..şimdi yapabildiğimce sabırlı olmak istiyorum. Son taşını elimden düşürmemek için sabrın..
Gayret ediyorum sınırsız bir infilak yaşıyor içim.Sanki birazdan patlayacak kederinden ve son taşta düşecek ellerimden..
DÜŞMESİN GÜCÜM YETTİĞİ KADAR BENDE KAL
BİLİNMEZLİĞİM...
GÜCÜM YETTİĞİ KADAR
ve
BENDE KALABİLDİĞİN KADAR KAL SABRIM.
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/8/2008 - “Nefis Deve Kuşu Gibidir, Şeytan Sofestai, Heva da Bektaşi

“Nefis Deve Kuşu Gibidir, Şeytan Sofestai, Heva da Bektaşidir.”
Nefis devekuşu gibidir: On üçüncü Lem'ada şöyle geçer: "Deniliyor: Deve kuşuna demişler: "Kanatların var, uç!" O da kanatlarını kısıp, "ben deveyim" demiş, uçmamış. Fakat avcının tuzağına düşmüş. Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş.
Sonra ona demişler: "Madem deveyim diyorsun, yük götür!" O zaman kanatlarını açıvermiş, "Ben kuşum" demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hamisiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.
Aynen onun gibi; kâfir, Kur'anın semavî ilânatına karşı küfr-ü mutlakı bırakıp meşkûk bir küfre inmiş. Ona denilse: "Madem mevt ve zevali, bir i'dam-ı ebedî biliyorsun; kendini asacak olan darağacı göz önünde... Ona her vakit bakan, nasıl yaşar? Nasıl lezzet alır?" O adam, Kur'anın umumî vech-i rahmet ve şümullü nurundan aldığı bir hisse ile der: Mevt i'dam değil, ihtimal beka var. Veyahud deve kuşu gibi başını gaflet kumuna sokar, tâ ki ecel onu görmesin ve kabir ona bakmasın ve zeval-i eşya ona ok atmasın!"
Şeytan sofestaidir: Sofistler cerbeze yapmasını iyi bilirlermiş. Şeytan da iyi bir cerbezecidir.
Heva da bektaşidir: Bektaşilik; her şeyin hoşuna gelenini kabul etmektir. İşin hakikat cephesinden ziyade nefsin hoşuna giden cihetiyle ilgilenirler. Aleyhte olanı lehte, lehte olanı aleyhte gösterirler.
Mesela bektaşiye sormuşlar; “niçin namaz kılmıyorsun?” Cevaben demiş; “Kur’anda “la tekrabus salate” (namaza yaklaşmayın) buyuruluyor.” demişler; “devamını da oku” demiş; “ben hafız değilim.” Ayetin devamında “ve entüm sukara” (sarhoşken yaklaşmayın) denilmektedir. Bu misal gibi insanın hevası da her şeyin keyifli ve menfaat cephesiyle meşgul olduğundan hakikatleri tersyüz edip insanı istifade ve istifazeden mahrum bırakır
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/8/2008 - Güzele bakmak sevap mı, yoksa gözlerin ihaneti mi?

Güzele bakmak sevap mı, yoksa gözlerin ihaneti mi?
Güzel nedir, güzel kimdir, güzel kime göredir, güzel kimin içindir? Güzel, nefsin hoşlandığı nesne midir? Yoksa güzel, kalbin akl-ı selimle marifet ve ilim devşirdiği şey midir? Başlıkta sorduğumuz soruyu bu sorular çerçevesinde ele almamız gerekir.
Bunlardan birincisi kötülüğü emreden nefsin güzeli, ikincisi kalbin ve gönlün güzelidir. Birincisinde nefis, gördüğü güzele kendi hesabına bakar ve çirkinleştirir. İkincisinde kalp ve gönül, gördüğü güzele Allah hesabına bakar ve daha da güzelleştirir.
Birincisinde nefsin çıkış noktası kendi açısıdır, niyeti ve nazarı kendi zevkidir ve sınırsız arzularıdır. Burada göz bir tahrik âleti derecesine inmiştir. Bu bakışta hayır yoktur. Bu bakış şükürsüzdür, nankörcedir; bundan dolayı haramdır. Namahrem açık da olsa, örtülü de olsa, güzel de olsa, çirkin de olsa, ona nefis hesabına bakmak haramdır.
İkincisinde kalbin ve gönlün çıkış noktası, niyeti ve nazarı Allah’ın sonsuz güzelliğine ulaşmaktır; yaptığı iş ilim, marifet ve şükürdür. Gayesi Allah’ın rızasını tahsildir. Üstad Bediüzzaman’a göre, burada göz, her şeye gözün yaratıcısı hesabına bakar, her şeyi güzel görür, büyük kâinat kitabının okuyucusudur, Allah’ın sanat mucizelerinin bir seyircisidir ve yeryüzü bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısıdır. (Sözler, 6. Söz, s. 55)
Bu ikinci yaklaşımda her şey güzeldir. Bu bakışta lütuf da güzeldir, kahır da güzeldir. Huzur da güzeldir, bela da güzeldir. Göz, Kur’an gibi, “Allah her şeyi güzel yaratmıştır” (Secde, 32/7) der, her tecellide güzellik arar, güzellik bulur. Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının eserlerini büyük bir saadet ve huzur içinde izler, görür.
Bu bakışta kalp Bediüzzaman gibi, “Melekutiyet (eşya ve hadiselerin iç yüzü) ve hakikat itibariyle her şey şeffaftır, güzeldir.” (Sözler, 22. Söz, s. 393) der, Allah’ın isimlerinin tecellilerinden ilim, marifet ve şükür balı toplar. Gönül, bu bakışta İbrahim Hakkı gibi her tecelli için, “Görelim Mevlâ’m neyler, neylerse güzel eyler!” der, Cenab-ı Hakk’ın tasarruflarına teslim olur.
Nefis hesabına namahreme bakmak sevap değil, günahtır. Nikâhımız altında olan güzele ya da bakışı haram olmayan yaratılış, fıtrat ve tabiat güzelliklerine Yaratıcı hesabına bakmak ise sevaptır.
Kur’an, haram bakışı “hâinete’l-a’yün/gözlerin ihaneti” sözüyle ifade eder. Cenab-ı Allah şöyle buyurur: “Allah gözlerin ihanetini de bilir, gönüllerin sakladığını da...” (Mü’min, 40/19)
Gözlerin ihaneti ifadesi, Kur’an’ın eşsiz dilinde, gözlerin gizlice harama kayması demektir. Burada nefs-i emmare, birer kudret harikası olan gözleri kendi hesabına kullanıyor. O iki inci tanesini harama yönlendiriyor.
Oysa bu esnada gözlerin haram noktaya kayıp gidişini Allah görmektedir. Nefs-i emmare ise, Allah’ın, gözlerin bakışını görüyor olduğunu ya nazara almıyor ya da unutuyor. Kur’an buna “gözlerin ihaneti” diyor.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/7/2008 - Kimselere Diyemedim.....
  
...........KİmSeLeRe DiYeMeDiM............
Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.
---------------------------------------------------------------
Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
----------------------------------------------------------------
İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.
----------------------------------------------------------------
İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım. Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.
----------------------------------------------------------------
İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
-----------------------------------------------------------------
Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun
-------------------------------------------------------------
İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.
---------------------------------------------------------------- Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.
---------------------------------------------------------------
Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/7/2008 - Tütmez oldu bacalarım gönül sızım AHH Efendim !!

Uzun olur gecelerim hep ismini hecelerim
Tütmez oldu bacalarım gönül sızım ah efendim
Köyünün yoluna düşsem yüzümü tozuna sürsem
Günahkarım yandım desem gel dermisin ah efendim
Ya habibALLAH şu kalbim olsa daim meskenin
Meskenim cennet olur nerde olsam bendenin
Rahmetilalemin mihmanım ol gir kalbime
Büsbütün dünyaya tırnağını değişmem ben senin
Vasılı cenneti olursam istemem bir arka yel
Aşığın zindanı elbet yar yanından baş bir yer
Aşığın maşuka vasıl olduğum yer cennetin
Onsuz el vermez saadet onsuz olmaz aşk yer
Gel dermisin ah efendim gönül sızım ah efendim
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/7/2008 - Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul!

Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul! Senin gibi anlamak, senin gibi ağlamak, senin gibi olmak zor geldi bize... Neler yapmadık ki, neleri atmadık ki hayatımızdan, düşünmeden, anlamadan geçen nice zamanlarımız oldu... Neler demedik düşünmeden... Hep biz olmalıydık, dedik Her şeyi ben bilir ben yaparım, dedik Herkes bana bakmalı, benimle ilgilenmeli, benim olduğum yerde başkası olmamalı, dedik... En yakışıklı erkek, en güzel kız ben olmalıydım nidaları hiç düşmedi dilimizden, bu uğurda neler yapmadık, kimleri harcamadık ki... Hep büyük olmak istedik, her zaman her yerde tek olmayı, ulaşılmaz olmayı istedik... Para dedik, parayı aradık ve onu bulduğumuz yerde herşeyi kaybettik... Neler yaptırmadı ki bize, kimleri sevdirmedi, kimlerden nefret ettirmedi, nice dostları kaybettik onu kazanmak için ve nice düşmanlar kazandık onu kaybetmemmek için... Para dedik parayla yandık... Şöhret dedik şöhretle yandık... Hep ben dedik benlikle yandık... Ama ALLAH deyip ALLAH aşkıyla yanmak zor geldi bize... İnsanları küçük görmek en büyük zevkimiz oldu. Makamımız, mevkimiz enaniyetimizi körükledikçe bizden daha büyük kimse yok dedik. Her halimiz, her sözümüz benlik emarelerinden kurtulamıyordu... İsmimiz altın harflerle yazılmalıydı kitaplara... Resmimiz yapılmalı ve her yere asılmalıydı... Dillerden düşmemeli, akıllardan hiç çıkmamalıydık... Ve istediklerimiz oldu... İsmimiz altın harflere olmasa da altın yaldızlı harflerle yazıldı kitaplara... Resmimiz yapıldı ve resmimizin altına "işte o" yazıldı... Heykellerimiz dikildi köşe başlarına ve herkes hayran gözlerle izledi... Dillerden hiç düşmüyor, akıllardan hiç çıkmıyorduk. İşte artık her şeye sahiptik... Bütün bunları kazanırken birtek ve en önemli şeyi kaybettiğimizi hiç düşünemedik... dünya öylesine sarmıştı ki bizi, gözlerimiz öylesine perdelenmişti ki kazandıklarımız öylesine tatlıydı ki... en önemli kazancımızı dünya ve ahiret saadetimizin anahtarını gönlümüzün huzurunu gözümüzün nurunu kaybettiğimizi göremedik, anlayamadık, hissedemedik. Evet bunları kazanırken imanımız elden kaçıyordu. Artık ALLAH'ı unutuyor, O'nun emirlerine karşı lakaydlaşıyorduk. Bize sunulan nimetlere nankörlük ve emanetlere ihanet artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti... Bilemedik, anlayamadık...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/7/2008 - HÜzÜn Öylesİne Dİlsİzkİ............

HÜzÜn Öylesİne Dİlsİzkİ............
Kalplerde yasayanlar asla ölmezler Hüzün öylesine dilsizki... Ay, i piriltisiyla parlayan gözlerini görmesemde yildizlara bakarken isterim gözlerimi gözlerimde Yürek vurgunu nedir bilirmisin? isyan ettimi yüregin diline ve yürek ülkendeki yarayi anlatabildimi dudaklarin Kelimeler hic ihanet ettimi sana onlara en cok ihtiyacin oldugunda Beni hep o anlarda terkettiler Lal olur dilin, mühürlenir yüregin sesizlik cok kalabalik gelir yüregine ve gözlerin yere eger bakislarini duymasin ister hic kimse izdirabini, hic hayal kurdunmu gecenin karasina aldirmadan Gökyüzünün en ucuk mavisi kadar saf veyapmaciksizca... Dokundunmu Bulutlara Yagmur tenine düsünce titredinmi, üsüdünmü sesizce Her adimin ayrilik oldumu senin Kaldirimlarda dinlemek ayakabilarinin sesini ellerin cebinde olmali ve bedenin yaninda olmali düsüncelerin en olmadik ucuk yerlere gitmeli GÖZKAPAKLARINDA HÜZÜN TITREDIMI HIC Masum olmali bu hüzün bir cocuk gibi yanaklarindan süzülmesi icin bir ömür gecmeli Rüzgar, agliyorum nedenini bilmeden Gül, mü suclu gecemi anliyamadim Yildizlar göz kirpiyor gökyüzünden yüregime
Hüzün öylesine dilsizki......
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10/7/2008 - Varligini anlamaya varligim yetmez

Varligini anlatmaya var sözü yetmez Varlar seninle vardir Varligini anlamaya varligim yetmez Varlik sana sükrandir Varliginin öncesi yok senin önceler seninle vardir Varligina son yok senin sonralar seninle vardir Varligina bahane yok senin an seninle vardir Beni bensiz birak beni sensiz birakma
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Yare açik yâre yare açmaya yâre ne hacet
Feryadim duyulur asikâre dile dökmeye ne hacet;
Güllerim döndü hâre hare küsmeye ne hacet
Dil avâre dudak bi çare parelenmeye ne hacet
Kategoriler
Arkadaşlarım
zeynebimmm neslihannur ahmethocax seyyahcagri gulipek vurgunuyumgullerin
|